Tunç MüstecaplıoÄŸlu GirişYeni Üyelik
KESTANEYİ ÇİZDİRMEYE AZ KALDI..
Tarih: 07.03.2007 - Yazar: Tunç Müstecaplıoğlu


Michael : Selam Heinz, Kemer'den yeni döndüm. Anlatamam sana nasıl eğlendiğimi.
Heinz : Yaa, neymiş o anlatılamayacak anıların?
M : Şu Türkler var ya şu Türkler, hizmet konusunda kimse ellerine su dökemez bunların azizim.
H : Yapma ya, bu bir Türk özdeyişi falan olmasın.
M : Sen de hiçbir şeyi beğenmezsin ki be Heinz.
H : Ben de geçen yaz Belek'teydim, hiç de aynı görüşte değilim seninle . Neydi seni böylesine etkileyen?
M : Sana birkaç örnek anlatayım da dudağın uçuklasın. Mesela, öğle yemeğinde karımın önünde ön büro müdürü diz çökerek arya söylemeye başladı.
H : Eee, öğle yemeğinde buna ne gerek var ki?
M : Gerçi Gerda da elinde sosis-patates tabağıyla öylece kalakaldı, ama yine de hoşuna gitti.
H : Benim kaldığım otelde de tam gazetenin en heyecanlı haberini okurken, tıfıl bir animatör Tayland'daki yaramaz maymunlar gibi gözlüğümü kapıverdi.
M : Sebep neymiş, bir animasyon oyunu falan mıymış ?
H : Yok, geçen gün ben onlara, "biz oyun falan istemiyoruz" diye kükreyince bizi artık havuz oyunlarından muaf tutuyorlar.
M : Sen de hemen parlayıveriyorsun genç çocuklara.
H : Nasıl kızmam ki Michael. İlle de, yeni bel fıtığı ameliyatı olmuş annemle havuzda top oynayacaklarmış. "Mama, bak gayet kolay, ben havuza şu gördüğün tenis topunu atacağım, sen de elindeki tenis raketiyle karşıdan gelen topa vurarak havuza atlayacaksın, hepsi bu." diye neredeyse kandıracaklardı kadını.
M : Bu seferki sebep neymiÅŸ peki?
H : Otelde gözlük camı silme hizmetine başlamışlar da. Tüm gözlükleri izin almadan kaptıkları gibi ne idüğü belirsiz bir bezle ovalayıp duruyorlar. Neyse ki bizim bölümün temizlikçisini ezberledim, o daha yaklaşırken gözlüğümü çantama saklıyordum.
M : Amaaan, sen de hiç hizmet farklılığından anlamıyorsun. Bizim otelin aşçıbaşısı haftada üç kez Aikido dersi verdi bize.
H : Bizimki de jonglörlük eğitimleri veriyordu. Ben daha şimdiden dört elmayı hızla havaya atıp tutar oldum. Ama bir yılda yemediğim kadar da hindi eti yedim orada.
M : Şimdi Housekeeper tango kursu açtı diyeceğim, ona da bir kulp takacaksın.
H : İyi de, elin Antalyalısı'ndan Arjantin salon dansını öğrenmenin ne gibi bir manası olabilir ki Michael?
M : Senin bugün moralin mi bozuk Heinz?
H : Yoo, sen açtın konuyu ben de kendi görüşlerimi anlatıyorum, hepsi bu. Dur sana plajda başıma geleni anlatayım, belki sen bundan da olumlu bir şey çıkartırsın.
M : Neymiş anlat bakayım.
H : Sahilde güneşlenirken birden ayı gibi, çekik gözlü bir herif ayağımın altıyla oynamaya başladı. Ben çekmeye çalıştıkça da, "my friend eta besplatna" gibi sesler çıkarıyordu. Zaten ayağımın altından çok gıdıklanırım, ben güldükçe adam da bu eylemden hoşlanıyorum sanıp tabanımı kurcalamayı sürdürüyordu. Çaresiz kalıp "imdaat" diye bağırınca, soğuk havlu dağıtan çocuk, ayıyı ayağımdan ayırdı.
M : NeymiÅŸ sebep ?
H : Meğerse ücretsiz ayak masajı tanıtımı yapıyormuş, hamamcının Kazak elemanı.
M : Sen de Türkiye'ye tatile giderken birkaç kelime Rusça öğreniverseydin ya arkadaşım. Artık öyle Alman Almana tatil dönemi bitti. Ruslarla havuz oyunlarına şimdiden alış.
H : Şekerim de tavana vurdu Türkiye'de.
M : Gıdıklayana sinirlendiğin için mi?
H : Hayır fazla lokum yedim de ondan.
M : Madem öyle yemeseydin sen de.
H : Yahu, sempatik genç kızlar ellerinde gümüş tepsi içinde getirip duruyorlar. Zaten tatlıya zaafım vardır. İkisinden kurtulsam üçüncüsüne kesin yakalanıyordum.
M : Pekiyi, sizde bebek bezi değiştirme etkinliği var mıydı?
H : Yok artık Merkel'in pabucu, o da neyin nesi öyle?
M : Konsept geliştirme konusunda kimse Türklerle yarışamaz dostum. Bizim otelde her gün 10-12 saatleri arasında otel müdürü ve kurmayları bebeklerin altını temizliyorlardı. Vizite çıkmış doktor ekibi gibi ciddi, beyaz önlükler ve plastik eldivenlerle yakaladıkları bebeleri yatırıp, altı pis olsun olmasın bezin temizi ile değiştiriyorlardı. Farkedebiliyor musun hizmetin sınırsızlığını Heinz?
H : Michael, sen Türkiye'ye gide gele onlar gibi üşütmeye başlamışsın galiba. Bunlar her yıl onlarca oteli hiçbir araştırma yapmadan dikip, sonra bunları nasıl satacağız endişesiyle sıyırmaya başladılar. Ben artık bu aşırı ilgiden sıkılmaya başladım. Seneye Mayorka'ya gideceğim.
M : Ama aşırı milliyetçi Mayorkalılar İspanyolcayı bile yabancı dilden sayıyorlar. Mönülerde bile birinci dil Katalanca. Nasıl anlaşmayı düşünüyorsun onlarla?
H : Aman aman iyi. Ben artık kimse benimle Almanca konuşsun falan da istemiyorum. Elimle kolumla, ya da istediğim şeyi göstererek anlaşırım ben. Kimseyle konuşmadan, havuz şaklabanlıklarına falan katılmadan, kitabımı okumak istiyorum.
M : Bu konuda seninle anlaşamayacağız galiba. Ben şimdiden yaz rezervasyonumu yaptım bile. Duyduğum kadarıyla otel yönetimi, bu yıl da yenilik olarak bazı kuyum alışverişlerimizi armağan etmeyi planlıyormuş.
H : Ne diyeyim sana Michael, Allah hem Türklere hem de sana akıl fikir versin..


Tunç Müstecaplıoğlu

07.03.2007

 


Henüz yorum yapılmamış...

• Copyright © 2008