Tunç Müstecaplıoğlu GirişYeni Üyelik
BELEK’DE TURİZM DAHA MI İYİ YAPILIYOR ?
Tarih: 12.07.2004 - Yazar: Tunç Müstecaplıoğlu


Bu yıl Belek’de de otel işletmeye başlayınca buradaki yaşamı yakından tanıma fırsatım doğdu. Dışarıdan hayli parlak gibi görünen, Türk turizminin bu en gözde beldesi, haklı ününü bir çok ögeye borçlu.

Doğası, bölgenin bence en önemli avantajı. On binlerce ağaçtan oluşan fıstık çamı ve okaliptüs ormanları Belek’i bir gerdanlık gibi süslüyor. 110 ayrı tür kuş, 29 endemik bitki (dünyada sadece bu bölgede var anlamına geliyor) ve deniz kaplumbağaları bölgeyi ayrıcalıklı kılıyor. Bu arada, Anadolu’da üç binden fazla endemik bitki var ve bunların yarısından fazlası Akdeniz’de bulunuyor.

BU KAPLUMBAĞALARIN ASLINDA YAŞAYAN FOSİLLER OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ ?Belek’in ilk tanıtıldığı yıllarda bu endemik özellikler başarıyla ön plana çıkartılıyordu. Tematik oteller artıp, yeni ürünler oluştukça, bu zenginlikler göz ardı edildi. Deniz tosbağaları bu aralar bize, bu vahşi yapılanmamıza biraz küsmüş gibi. Eskisinden daha az rastlanıyor kendilerine. “Beach Party”lere katılmayı da pek sevmiyor Caretta Carettalar. Bazı otel yöneticilerimiz, su sporları işletmecileri, balıkçılar, pek sevmezler onları.

Oysa kendileri, sessiz toprak sahiplerimiz olurlar. Belek’de on iki yıldan beri otelcilik yapılıyor. Ancak onlar, tahminlere göre iki yüz milyon yıldır bu sahillere yumurtluyor. Hem de ne sadakatle.. On beş mayıs, on beş eylül tarihleri arasında yuvalarını bir saat içinde elli santim kadar derine, yılda dört kez kuruyorlar (ne yazık ki yüksek sezona denk gelen bu tarihlerini değiştirme şansımız yok).

Kırk beş-altmış gün arasında, yumurtaların içinden kimsesiz olarak çıkan 70-80 kadar yavru, otellerin ışıklarından yollarını şaşırmayıp, kör karanlıkta yapayalnız suya varabilir ve orada diğer canlılara yem olmadan yaşayabilirlerse, Akdeniz’in öteki ucu olan Fas’a, hatta Pasifik Okyanusu’na kadar kadar gidebiliyorlar. Bir nevi okyanus elçilerimiz yani. Bin yumurtadan sadece üç-beş tanesi bu zor yaşam savaşını kazanabiliyor.

On beş-yirmi beş yıl sonra, sıra doğuma gelince de, aynı somon balıkları gibi, nasıl dönüş yolunu buldukları tam kanıtlanamamasına rağmen, binlerce kilometre uzaklardan dönüp Belek’e, hem de tam doğdukları plaja geliyorlar. Burası, Akdeniz’in Yunanistan’dan sonra en büyük ikinci, Türkiye’nin ise bir numaralı Caretta Caretta doğum evi. Bu özetlemeye çalıştığım trajik varoluş öyküsünü, komşumuz tanıtım kozu olarak kullanıp, yılda yaklaşık üç yüz bin kişiyi, sırf bu doğum öyküsünü izlemek için çekiyor ülkesine.



PEKİYİ BELEK NİÇİN CAZİP?
Bölgenin hava limanına yakınlığı, başkentte başarıyla temsil edilmesi, fuarlarda iyi tanıtılması, altyapı kolaylıkları, devletin, daha doğrusu Turgut Özal’ın, Belek’in oluşumunu başlangıç yıllarında yönlendirmesi, önemli avantajlarından.

Golf, futbol, binicilik, paintball, bowling sahaları, kongre salonları ile turizm hayli çeşitlenmiş. Oteller, elli ile bin dönüm arasındaki dev parsellere konuşlanmış ve ana kara yolundan kilometrelerce uzaktalar. Yani, sessiz ve huzurlu. Huzur demişken, size bir yeri anlatmadan geçemeyeceğim.

NATİONAL GOLF CLUB’Ü GÖRMEYEN VARSA HEMEN GİTSİN..
Dokuz yüz seksen iki dönümlük bir yeşil alan düşünün. Sadece kuş cıvıltıları ve nefis bir gölet. İçinde sazan balıkları, su kaplumbağaları ve ördekler. Odun fırınında pişen leziz yemekler. Ara sıra görünüp kaybolan şık giyimli golf oyuncuları. Otel de yok tesisin içinde. Adeta yedek bir cennet. Benzer bir alana Alanya’da hızır müteahhitler üç yüzden fazla otel sığdırabilirlerdi. Neyse ki bu yarı doğal parkta şimdilik sadece golf oynanıyor.

Betuyab (Belek Turizm Yatırımcıları Birliği) bölgeyi hem Ankara’da hem de Antalya’da iyi temsil ediyor. Arıtma, ilaçlama, çevre temizliği, fuar organizasyonları, kaplumbağa ve diğer canlıları koruma(flora-fauna) projeleri, çalışmalarından bazıları. Jandarma sayesinde asayiş de iyi durumda. Çoğunluğu beş yıldızlı otellerden oluşan tesisleri, ülkenin başarılı profesyonelleri yönetiyor.


RUS TUR OPERATÖRLERİ AVRUPALI RAKİPLERİNİ YAKALIYOR
Otobüs şoförlerinden, otel rehberlerine kadar herkes daha iyi olma yarışında. Eskiden hayli düzensiz giyinen Rus acente çalışanları artık bir moda dergisinden fırlamış manken kıvamındalar. Giysilerinden, davranışlarına kadar batı Avrupalı meslektaşlarını aratmıyorlar. Belek’i Rus turistlerin de sevmesi ile bölge, yaz aylarında Rusların nostaljik yazlık kasabası Soçi’ye benziyor.

Belek’de neredeyse otellerin tümü, çalışanlarının eğitim düzeyini geliştirmeye çalışıyor. Davranış, kurumsal kimlik, aidiyet duygusu, misafir mutluluğu, sürdürülebilir turizm, çevre bilinci, markalaşma gibi konularda otel dışından da eğitmenler getirerek, “nasıl daha iyi olabilirim?”in savaşı veriliyor.


BAHÇELERDE KEREVİZ, GEL BİZE BAZI BAZI..
Otellerin içinde yaşananlarla, dışarıda yaşayanların uyumu için ancak böyle bir cümle bulabildim. Otelin kapısından çıkınca büyü birden bozuluyor. Kadriye ve Belek, Teksas, Kasımpaşa, Harlem karışımı birer mezra. Güzelim ağaçların arasından caddelere sarkan telefon ve elektrik kabloları, pis ve genelde tıka basa dolu çöp tenekeleri, kooperatif evlerinin bakımsız güneş enerjileri ve su depoları, paslanmış boş tabelalar, toz toprak içinde halk plajları ve en acısı, turizme duyarsız, bir o kadar da umarsız insan toplulukları.

Çoğunluğu klimasız ve bakımsız minibüs ve taksi sürücüleri, sanki ayrı bir dünyada yaşıyorlar. Duruşları, bakışları, birbirlerine ve turistlere hitapları ile çağı hayli geriden takip ediyorlar. Yolda yürüyenlere laf atanlar, müşteri yokken jinekolojik bir muayeneye gitmiş gibi yatanlar, durakları açık kahvehaneye döndürüp okey oynayanlar, ayağını kaşıyanlar, bana yirmi sene önceki Alanya’yı çağrıştırdı.

İçlerinde beyefendi gibi davrananları da yok değil. Ancak çoğunluğu, çalışma ortamını adeta bir maymun kafesine döndürmüş durumda. Su içip plastik şişesini yere atan magandalar, haliyle çevresindeki diğer pisliğe de aldırış etmiyor. Kağıt, karton, plastik torbalar, bira kutuları, kullanılmış çocuk bezlerinin arasında, plastik sandalyelerine yayılarak geçiriyorlar ömürlerini. Dolayısıyla önlerinden geçerken yere atılan çöpler de umurlarında olmuyor.

Belediyeye vergi ödüyoruz kardeşim. Toplasın ameleleri attığımız çöpleri. İşleri ne? diye düşünüyor gibi davranıyorlar. Oysa taşıdıkları turist, Avrupa’nın en ücra köyünden de gelse bu görüntüyü algılayamıyor. Çünkü onun yaşadığı her yer tertemiz. Atanı, attığına pişman edecek hiç bir denetleme, cezalandırma yok. Hız kontrolu da yapılmıyor. Paslı tabelaların arasından rüzgar gibi geçiyor başıboş şoförler.

EVİME AYAKKABIYLA GİRENLE KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ HAA..
Çevreye çöplerini fışkırtan bu magandaların evleri eminim tertemizdir. Kapıda herkesin ayakkabıları çıkar. İçeride lavanta kokusu. O temiz evin kapısının önünden burnunu tutarak geçersin. Evin içi mahrem ve kutsaldır çünkü. Dışarısı nedir ki? Alt tarafı apartmanın boşluğu. Ya da sokak işte.. Atarsın pisliğini, diğerleri de toplar. O kadar basittir durum. Toplamazlarsa ; artık o da onların sorunudur.

Ne zaman topluca evimizin dışına, içi gibi özen gösterir, ülkemize gelen misafirlere evimize gelen konuklarımız gibi davranabilirsek, ancak o zaman “turizmi becerdik” diyebiliriz.

Kıssadan hisse: “Belek de hala kelek..”

Tunç Müstecaplıoğlu
12.07.2004

 


Henüz yorum yapılmamış...

• Copyright 2008