Tunç Müstecaplıoğlu GirişYeni Üyelik
HAYDİ MAYORKA’YA BİR-İKİ, KALKIYOOR..
Tarih: 31.08.2004 - Yazar: Tunç Müstecaplıoğlu


Balear adalarının başkenti Mayorka’ya gitmeden önce, belki Alman basınının da etkisiyle, bu güzel adayı çok ucuz bir tatil beldesi sanırdım. Mayorka, (Mallorca diye yazılıyor) yine İspanya’nın hasadını topladığı, Atlas Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları’nın aksine, Girit ve Kıbrıs adaları gibi, Barselona ile Sardunya adalarının ortasında bir Akdeniz adası.

İsla de la Calma”, yani Huzur Adası diyor adanın yerlisi Mayorkinler adalarına. Mayorka, yine Balear adalarına bağlı olan, Menorka, İbiza, Formentera, Cabrera, Dragonera ve daha bir çok küçük takım adanın en büyüğü. Bu adalar, Alman, İngiliz ve Hollandalı turistlere cazip gelen bir numaralı bölge. Antalya, kısa bir süre sonra tahtlarını sallayacak olsa da, şimdilik lider konumundalar.

Mayorka’nın 700.000 nüfusuna, yaz aylarında 180.000 de yerli, yabancı yazlıkçı eklenince, 550 kilometre uzunluğundaki sahilleri tıka basa doluyor. Altı bin yıl öncesine dayanan yaşam izleri olan adanın, en büyük şehri olan Palma, İsa’dan yüz yıl kadar önce Romalılar tarafından kurulmuş.

Ada halkı, Roma, Arap, İspanyol kültürlerinin sentezi gibi. Kendilerini asla İspanyol gibi görmüyorlar. Çünkü onlar, Barselonalılar gibi Katalan. Restoran mönüleri dahil ilk dil Katalanca. İspanyolca, yabancı dil muamelesi görüyor. Katalan kökenli bir futbolcunun İspanya milli takımında oynamasını bile istemiyorlar. Örneğin, Atletic Bilbao futbol takımı, değil yabancı futbolcu, kendi bölgeleri dışında İspanyol futbolcu bile oynatmıyorlar. Bölgesel ayrımcılık diz boyu anlayacağınız.



WILKOMMEN IN DER SCHINKEN STRASSE..

Mayorkalıların milliyetçiliği, kırk yıldır bu güzel adayı mesken tutan Almanları hiç ırgalamıyor. Ada halkı da sıkı tüccar doğrusu. Sırf Almanların hoşuna gitsin diye, onların en çok tükettikleri domuz jambonu ve biranın adlarını caddelerine koymuşlar. Evet, gerçekten de “Playa de Palma”da, (Palma plajı anlamına geliyor) en işlek iki caddenin adı, Bierstr. ve Schinkenstr.

Sanırım Mayorka’nın adını ucuza çıkaran, bu plaj ve çevresi. Genç turistler, on litrelik plastik kovaların içinden, bir metrelik dev kamışlarla içkilerini emip, taşkınlıklar yapıyorlar. Alman, İngiliz ve Hollandalı turistler kendi aralarında pek anlaşamadıklarından, gittikleri barlar, işletmeciler ve seyahat acenteleri tarafından ayrılmış. Gecenin sonunda genelde olay çıktığından, artık aynı mekanlarda eğlenemiyorlar.

Hani sıkça duyduğumuz, “otelinizde çok Rus var, Avrupalı turistler onların davranışlarından rahatsız oluyor” eleştirisi var ya. Bu işin orada iyice suyu çıkmış vaziyette. Ortada pek Rus da olmadığından, şimdilik Avrupalı holiganlar birbirlerinin eğlenme tarzlarına tahammül edemiyorlar.

Barlarda bazı bar görevlileri, sırf eğlence olsun diye, cüzi bir bedel karşılığında, trafik polislerinin yaptığı gibi, bar müşterilerini alkol metreyi üfleterek eğlendiriyorlar. Çok alkollü çıkanlar, gururla haykırarak diğer arkadaşlarına hava atıyorlar.

SANKİ HEYBELİADA..

Turistler, adanın muhtelif yerlerini işgal etmiş durumda. Ancak orasının da, Adrasan, Çıralı, Patara benzeri, henüz piranalar tarafından keşfedilmemiş bölgeleri var. İstanbul’un Prens Adaları’nda olduğu gibi bolca fayton tıkırdıyor caddelerde. Katalanlar, atlarının kıçını bağlamayı şimdilik akıl edememişler. “Hayvan bu, ne yapalım, sıkışınca yapacaktır yolun orta yerine” diye düşünüyor olsalar gerek. Canım asfalt yollar gübre kokuyor.

Asfalt demişken unutmadan belirteyim. En ücra kırsal yollarını bile asfaltlamışlar. Kilometrelerce otoyol, mükemmel aydınlatma ve yönlendirme tabelaları ile sanırsınız bir İsviçre sayfiye şehri.

Hala aktif yel değirmenleri, yüz yıllık zeytin ağaçları, yol peyzajında kullanılan zakkumları, rengarenk begonvilleri, sıcak, bol tuzlu deniziyle, tipik bir Akdeniz adası.

Yılda yedi milyon turist sadece bu adaya gidiyor. Bir günde 120 bin kişiye servis verebilecek dev bir hava limanına sahipler. Almanya’dan geldiğimiz için, biz de geçici olarak Avrupalı muamelesi gördük. Girişte kimlik bile sormadılar. Bir nevi iç hat uçuşu yapmıştık sanki.

CİNAYETİ BEN DE GÖRDÜM!..

Biliyordum dayanamayacağımı, ama yine de gittim şu acayip “Boğa Güreşi”ne. Sokak kedisine sertçe bir “pissst” desem, sert bakışlarıyla karşılaşabileceğim çoğunluğu kadın ve çocuktan oluşan yüzlerce turist, doldurmuşlardı kırık-dökük arenayı.

Önce, tribündeki orkestranın marş tempolu müziği eşliğinde, yasal işkence çetesi alkışlarla tribünde yerini alanlara tanıtıldı. Sonra, o güne kadar sadece çayırlarda otlamış, arkadaşlarıyla oynaşmış bir boğa yavrusu fırlayıverdi arenaya. Karanlık bekleme ahırında ne olduğunu anlayamadan sırtına yediği ucu püsküllü şişi saplayanı arar gibi telaşla bir o yana bir bu yana koşuşturdu.

On kadar matador yamağı, pembe pelerinlerle boğayı kızdırmayı sürdürdüler. En ummadığı anlarda da yine sırtına orta boy şişler saplayarak direncini iyice kırdılar. Son olarak sahneye gelen kırmızı pelerinli süslü matador, onu biraz daha yorduktan sonra koskoca bir kılıcı rasgele saplayarak oracıkta öldürüverdi.

SANKİ ORTA ÇAĞA GİDİVERDİK..

Mendiller sallandı, şapkalar, bilumum armağanlar, matadora fırlatılarak bu akşam üstü cinayeti kutlandı. Sonra, görevlilerden biri hayvanın kulağını kerpetenle keserek matadora teslim etti. O da, en ateşli alkışlayan seyircilerden birine kesik kulağı armağan etti.

İki canlı at, bir cansız boğayı kum zeminin üzerinde sürükleyerek arenayı bir sonraki kanlı gösteriye hazırladılar. Tıpkı Truva filminde Aşil’in, Hektor’u sürüyüp götürdüğü gibi gitti canım boğa mezbahaya. Oysa, “biraz daha sağa çak boynuzunu” diye içimden ne taktikler vermiştim rahmetli boğaya. Boynuzunun ucunda, ama öldürmeden, şöyle güzelce bir havalandırabilseydi yumurtalıklarından matadoru.. Seyircilerin çoğunluğu benim gibi mutlu olacaklardı, eminim.
Gösterinin henüz başıydı ama, biz dahil seyircilerin üçte biri kalkıp otelimizin yolunu tuttuk. Hani mağlup takımın taraftarları, takımlarından ümidi kesince tribünleri terk ederler ya, aynı öyle gittik.

MAYORKA’YI GİDİN BİR GÖRÜN..

Eğlenmeye susamış genç turistleri, bol miktarda apart otelleri, marketleri, diskotekleri ve restoranları ile sanki Alanya’nın gelişmişi gibiydi Mayorka. En büyük şehri Palma, güney Fransa’nın lüks şehirlerini andırıyordu. Adanın kuzeyindeki Alcudia şehri ise sakin ve şık bir şehirdi.

Devletin desteği (KDV % 8), belediyelerin yetki ve para kullanımı, halkın turizm bilinci, her yıl akan milyarlarca Euro dövizin, aynı bölgeye akıllı projelerle yönlendirilmesi ile Mayorka, kitle turizminde Akdeniz’in ağası konumunda. Yaşadığımız, çalıştığımız, Antalya bölgesi ile karşılaştırmak amacıyla herkese gidip görmesini öneririm.

Tunç Müstecaplıoğlu
31.08.2004

 


Henüz yorum yapılmamış...

• Copyright 2008