HAYDİ ARTIK SAHNEYE..
Tarih: 16.06.2005 - Yazar: Tunç Müstecaplıoğlu
1991 yılında Alanya Triatlon ve Tenis Kulübü’nü (ATTK) kurmuştuk.
Kurmadan bir yıl kadar önce, daha öncesinde hiç görmediğimiz uluslar arası bir Triatlon organizasyonu için bir araya gelmiştik..
Başarınca da, haydi bari bir kulüp kuralım, tenisçi de yetiştirelim demiştik o rüzgarla.
Diğer kurucu ve emek veren arkadaşlarımın çoğunluğu, Alanyalı otelci, diş hekimi, gazeteci, harita mühendisi, dükkan işletmecisi gibi farklı meslek gruplarındandı.
Onlar birbirine aşina, bense çoğunu bu uluslar arası etkinlik dolayısıyla tanımış, yakınlaşmıştım.
Triatlon’un yanı sıra arkadaşlarımın başına, sonrasında Tenis ve Beach Volley’i de (plaj voleybolu ) sarmıştım.
Üç yıl kadar hızlı bir tempoda çalıştıktan sonra, atletizm yarışlarında bir dönem kullanılan tavşan atletler gibi kenara çekildim.
Arkadaşlarım, Alanya Belediyesi’nin ve bir çok başka Alanyalı derneğin desteği ile tüm hızıyla, organizasyonları artırarak sürdürüyorlar.
Alanya için, tanıtım ve sosyal anlamda büyük önemi var bu etkinliklerin.
Onca çabanın ardından bana, on beş yıllık değerli dostluklar, onlarca güzel anı, karmaşık etkinlikleri becerebilmenin keyfi ve deneyimleri kaldı.
Hiçbir karşılık, geleceğe bağlı çıkar beklemeden hizmet etmek çok özel bir duygu. Belediyelerin yöneticileri, milletin vekilleri de benzer bir haz alıyorlardır diye düşünüyorum.
Biraz safça bulabilirsiniz düşüncelerimi ama ana amaç, sonunda alınacak bir teşekkür ya da aferin olsa gerek.
Birinci Triatlon’un ardından, hiç tanımadığım insanlardan aldığım içten kutlamaları, kucaklamaları, yaşantımın değerli manevi armağanları arasında saklıyorum.
Hepimizin ana gelir kaynakları farklı işler olduğundan, organizasyonlar ne yazık ki hala modern bir kimliğe kavuşamadı.
On yıl dernek çalışmalarına ara verdikten sonra, bir yıl kadar önce yeni bir ev ödevi kondu önüme :
POYD (Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği) genel sekreterliği!.
Kofi Annan, Perez de Cuellar hep ilgiyle izlediğim adamlardı. Meğer, bu Genel Sekreterliğin (görevimin anlamını artırmak için, hatırladıkça büyük harfle yazıyorum) onların Genel Sekreterliği ile pek bir alakası yokmuş.
Alanya’yı, spor dünyasına tanıtma çalışmalarına katkıdan sonra şimdiki görevim, Antalya bölgesinde yaşayan, çoğunluğu genel müdür ya da genel müdür yardımcısı pozisyonunda olan profesyonellere (bu işi amatörce, hayrına yapanla henüz tanışmadım zaten), diğer yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımla birlikte hizmet etmek.
Bizim, Alanya’da dernek kurma çalışmalarımızdan bir yıl kadar sonra, yani 1992 yılında POYD kurulmuş. POYD’un kurucu üyelerinin içinde yer alan, bir dönem de başkanlık yapan, olumlu bakışına, gülen yüzüne her zaman gıpta ettiğim arkadaşım Yusuf Hacısüleyman’a göreve seçildikten hemen sonra sormuştum:
-sence neler yapalım Yusuf ? Cevabı kısa ama yönlendiriciydi. -Sana her ne lazım ise o, dernek üyelerine de lazım olur.
Haber, yeni bilgiler, deneyimlerinden yararlanılacak renkli konuklar ve tabi ki para.
Bunlara benim ihtiyacım vardı. Meğer derneğin de varmış.
Hep birlikte kolları sıvadık.
Kalede ben, savunmada Cengiz Karaağaç, liberoda İrfan Demirok, orta sahada iki Adnan (Soyaslan ve Özsoy)
Forvette başkan yardımcısı Volkan Şimşek ve de başkan Tayfun Zeytinbaş.
Takım sıkı okuduğunuz gibi.
Beylerin yöneticilik toplamı yüz yılı aşar.
Hele, Tayfun başkanla Cengiz Karaağaç’ın ilk genel müdürlük yıllarının başlangıcı, John Kennedy’nin suikaste uğrayıp karısı Jaqueline’in komşu armatör Onasis’e vardığı yıllara kadar dayanıyor.
Dolayısıyla, fevkalade olgun bir yetki devri, iş terminolojisi ile delegasyon sistemi var bizde.
Kapalı kapılar ardında nasıl toplanıyoruz, neler konuşuyoruzdan bir kesit anlatacağım şimdi size.
Özel filan, ama neticede hepimiz turizmciyiz canım.
Yalnız mevzu aramızda kalsın, sağda solda konuşmayın gereksizce.
Başkan oturum sırasında sesleniyor:
Volkan, sen bilgisayarcı Ahmet’i arar mısın ? Tabi ki, aslında Adnan daha iyi tanır onu, değil mi Adnan ? Tanırım tanımasına da bu hafta benim patron geliyor. İlgilenir, ararım dersem yalan olur. Hem Cengiz abi ona her yıl iş yaptırır. Ne dersin Cengiz abi? Tamam, ben Fatih’e söylerim. Arar, halleder sonucu da Funda’ya bildirir. Tamam mı Funda? Pekiyi Cengiz bey. Tayfun bey, Acar beyin havalimanı transferini konuşuyorduk da yarım kalmıştı o konu. Ha, onu Tunç aldırır canım, bir sürü aracı vardır onların. Tabi ki başkan..
Şimdi ben bunları yazdım diye, kedi kediye, kedi de kuyruğuna gibisinden acayip senaryolar uydurmayın. Çünkü hiç alakası yok.
Makine intizamıyla toplanıyoruz her hafta.
Mesela, toplantıya saat 17.00’de başlıyoruz dediysek, daha on dakika öncesinde herkes kapıda hazırdır bizde.
Kollarımızın altında dosyalar, kafalarımızda yep yenilikler.
Volkan Şimşek girdi mi kapıdan, biliniz ki saat 17.00 demektir. Saatimizi ayarlarız. O kadar prensiplidir ekip yani.
Yahu Side’den geliyorsun, bir gün de geç kal değil mi?
Yok. Dakika şaşmaz. Bence, yıllarca Alman kuruluşlarında çalışmanın bir avantajı da bu.
Hem başarısız olursak, Özhan Canaydın bizi kovar da, yerimize Belçika’dan bir yönetim kurulu getirir gibi bir tedirginliğimiz de yok.
Huzur içinde çalışarak, birinci yılımızı doldurmak üzereyiz.
Üye sayımız şimdiden 130’a ulaştı.
İkinci yılımızda, sübyancı olmadığı şaibeli Michael Jackson’u, bir dernek öğle yemeğinde konser vermeye ikna etmek üzereyiz.
Gerhard Schröder bir başka konuğumuz olacak. Almanya’daki işsizlik sorununu bizlere anlatacak.
Biz de, POYD olarak, Schröder’e nasıl destek olabiliriz onu değerlendireceğiz.
Yeni Papa Joseph Ratzinger’e İngilizler, Papa Ratzi diye takılsalar da dini bütün bir adamdır.
Bir önceki rahmetli ile Polonyaca anlaşma şansımız zaten yoktu. Oysa, yenisi şimdilik sağlıklı ve Alman.
Kendisi muhtemelen bizlere, “Bilgi Tazeleme Seminerleri”mizden birinde, “ABD’nin Irak’ı istilası acaba Haçlı Seferleri’nin devamı mı?” adlı bir konferans vermeyi planlıyor.
Özetleyecek olursam arkadaşlar, size uygun bir derneğe üye olup, emeğinizi, çevrenizi kullanarak katkıda bulunun.
Sosyal oburluk yaparak hepsine birden de üye olmayın.
Her dernekte görünüp, iki petek bal üretmeyen çoğunluğa katılmayın.
Artık, kenardan eleştirmeyi bırakıp sahneye çıkıverin.
“çok iyi bakan ve fuar eleştiririm ben” “iki laf ederim, bilgimle dümdüz ederim en kralını” “ yetmiş beş milyon dolarlık oteli bir bakışımla değersiz kılarım” teraneleri artık out oldu.
Devir sahne sanatları devri.
Haydi, seveceğiniz bir dernek sizi bekliyor..
Tunç Müstecaplıoğlu 16.06.2005 |