İki erkek bir araya gelince konu er ya da geç siyaset, futbol ya da güzel kadınlara gelir.
İki Antalyalı bir araya gelince de söz öyle ya da böyle bir süre sonra turizme gelecektir.
Turizm sadece otelci ve acentecileri değil, neredeyse elli farklı sektörü de iyi ya da kötü olarak etkiliyor.
Antalya’ya başta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere, 200’e yakın farklı dünya ülkesinden turist geliyor.
Dünya gündeminin yine canı sıkıldı, kendisini bir süreliğine oyalayacağı bir savaşı çıkardı.
Demişlerdi, ama Fidel’e yetişemedik.
Küba’nın kahramanı Fidel Castro’nun (1926-2016) vefatından ancak dokuz sene sonra görebildik bu özel ülkeyi.
Sizlere, Turizm ve Çelebi’nin Antalya’daki yolculuğunu anlatmadan önce, kısaca Anadolu ve Antalya tarihinin kilometre taşlarından söz etmek isterim.
Daha önce görmediğimiz bir şehri ilk ziyaretimizde edineceğimiz izlenim, beklenti ve önyargılarımızla da doğru orantılıdır.
Oraya giderkenki duygularımız, gittiğimiz zaman dilimindeki yaşımız, o ülkenin mevcut siyasi konumu, o şehre bakışımızı etkileyen faktörlerdendir.
Tenis sporuna en benzeyen oyunun adının Jeu de pomme (jödöpom diye okunuyor) olduğunu, bunun “avuç oyunu” anlamına geldiğini ve ilk kez on ikinci yüzyılda oynamaya başlandığını,
Bir akıl-fikir zanlısı olarak Sultanahmet Adliyesi’ndeydim geçenlerde.
MÜYAP avukatları, binlerce otel yöneticisi gibi beni de hakim önüne çıkardılar.
Müzisyenler bir araya gelemediklerinden, ne isteyeceklerini de pek kestiremediklerinden, biraz da hukuk danışmanlarının rüzgarıyla absürd rakamlarla haklarını arıyorlar.
Şu mendebur cadde ne yapıyor da beni kendine çekiyor anlamıyorum.
Pisliğinden, kalabalığından, güvensiz olmasından ne kadar şikayet etsem de, her Istanbul’a gidişimde sanki beni bir mıknatıs çekmiş gibi kendimi orada buluyorum.
Ben her yıl Triatlon yazısı yazmaktan sıkıldım.
Gelip göremiyorum da neler olup bittiğini.
Organizasyonda çalışmaktan da yırttım.