Bundan altı yıl önce bir Covid belası ile boğuşmuştuk.
Sadece Çin’in başına bela olacağını sandığımız hiç tanımadığımız bir virüs, kısa sürede İtalya’ya da bulaşınca, Ummanlı yetkililerden hızla değişen talimatlar almaya başlamıştık:
“Milano’dan gelen uçaklar artık Salalah’a inemezler, artık İtalyan istemiyoruz Umman’da, havuzlarınızı kapatın, restoranlarınızı da”, derken neredeyse mevcut misafirlerimizi kovarcasına ülkelerine geri yolladık.
Hem de tüm otellerimiz doluyken.
Kısa bir sürede biz bize kalmıştık.
“Aha da buraya yazıyorum” derler ya hani.
Üç sene önce, daha önce adını bile duymadığım Padel sporunun, dünyaya bu kadar hızla yayılacağını hiç öngöremezdim.
Neyin nesidir şu Padel sporu diye merak edenlere biraz anlatmak isterim.
Antalya deyince aklıma gelen en önemli isimlerden biri de Hüseyin beydir.
Kendisi, deneyimlerini ve Antalya’nın gelişimini sadece yakınlarıyla paylaşmakla kalmamış.
Hüseyin Çimrin (1946), aynı zamanda bunları 18 kitapta belgelemiş olan önemli bir turizm düşünürü.
Doğup büyüdüğüm İstanbul’un kaotik ve gergin halinden sıkça şikayet etsem de, neredeyse her köşesinde bir anım olduğu için, her yıl kendimi orada buluyorum.
Demişlerdi, ama Fidel’e yetişemedik.
Küba’nın kahramanı Fidel Castro’nun (1926-2016) vefatından ancak dokuz sene sonra görebildik bu özel ülkeyi.
Eşimle ikimiz, 2012-2015 yılları arasında yaşadığımız Mısır’ı bir hayli özlemişiz.
O nedenle de Haziran ayında, bir haftalık tatilimizi Hurgada’da değerlendirmeye karar verdik.
Kızım Su ile bir süredir her yıl, baba-kız başbaşa, ikimizin de daha önce görmediği bir ülkede tatil yapıyoruz.
Covid döneminde bu gezilere mecburen ara vermiştik.
Pandemi sonrası kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Günümüze kadar bir çok iktidarın turizmin gelişimine şöyle ya da böyle bir miktar katkıları olmuştur.
Tabii ki başarıdaki aslan payı turizm sektörü yatırımcıları ve çalışanlarınındır.
Öyle güzel bir ülke ki Türkiye, onca hatalı politikalara, krizlere rağmen Dünya Turizmi’nde 4. sıraya oturduk.