İki erkek bir araya gelince konu er ya da geç siyaset, futbol ya da güzel kadınlara gelir.
İki Antalyalı bir araya gelince de söz öyle ya da böyle bir süre sonra turizme gelecektir.
Turizm sadece otelci ve acentecileri değil, neredeyse elli farklı sektörü de iyi ya da kötü olarak etkiliyor.
Antalya’ya başta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere, 200’e yakın farklı dünya ülkesinden turist geliyor.
“Aha da buraya yazıyorum” derler ya hani.
Üç sene önce, daha önce adını bile duymadığım Padel sporunun, dünyaya bu kadar hızla yayılacağını hiç öngöremezdim.
Neyin nesidir şu Padel sporu diye merak edenlere biraz anlatmak isterim.
Kızım Su ile 7 yıldan bu yana ayrı ülkelerde yaşıyoruz. Baş başa tatil yapma kararı aldık geçenlerde. Her gittiğimiz yerde her nedense fahri rehber ben olurum, burada yolcu koltuğunda oturdum, şahane rehberim kızımdı. Aman ne rahatmış anlatamam. Zaten Japonya’ya gitmeyi de o seçti.
- şef bu et kaç gram?
- Efenim doyurucu bir porsiyon olduğuna emin olabilirsiniz
- Doyup doymayacağıma müsaade ederseniz ben karar vereyim, siz benim soruma cevap verin kaç gram bu et diyorum?
- 200-250 gram arası değişir
Aslında aforizma, özdeyiş, atasözü gibi anlamlara geliyor. “neymiş bu yahu” deyin de sonuna kadar okuyun diye özenle seçildi kendisi. Yani, okuyacaklarınız arasında tenisin atalarından falan bir şeyler bulamayacaksınız.
54 yıllık babamla vedalaştık 3 hafta kadar önce.
Hayatımın en uzun dostluğunu yaşadım kendisiyle.
Gelişme dönemimde, son derece doğal olarak kendisi ile ara sıra didiştiysek de, yaşantımın en önemli öğretmeniydi babam.
Hani geçenlerde yazmıştım, Istanbul’da tenis oynamaya hasret kaldım diye.
Tam onun üzerine bir yerde bir ilan gördüm.
1. Türkiye Plaj Tenisi Turnuvası başlıyor diye.
Antalya’da nasıl da rahatça şımarırdık öyle.
Aman şu altı numaralı kort da çok güneşli, hem kimse seyredemiyor orada yeteneklerimi, ille de dört numaralı kortu isterim.
Acaba bugün Hillside’da mı oynasam, yoksa Dedeman’da mı?
Ben hiç gitmezdim de.
Önünden geçerken de, koşu bantının üzerinde umutsuzca koşan fareler gibi koşturan garibanları görünce, içten içe gülesim de gelirdi.
Bir kere, ucunda top olmadan yapılan hiçbir sporu spordan kabul edememişimdir her nedense.